Nemrut ateşlerinin yakamadığı İbrahim (a.s.), Firavun zülümlerinin yok edemediği Musa (a.s.) , Yahudi ve Romalıların öldüremediği İsa (a.s.), Ebu Cehillerin engel olamadığı Muhammed (s.a.v.s.) çağının yeniden filizlenmeye başladığı bir zaman dilimindeyiz. İşte bu zaman diliminde , nereye gidiyoruz? Kimlerin adımlarına tabi oluypruz? Ellerimizi açtığımız, kalplerimizi çevirdiğimiz ve niyetlerini kurduğumuz kimler?
Denizlerin kumsallara, gecenin gündüze, ayın güneşe, sabahı müjdeleyen serçenin umuda hicreti gibi hicret etmiştik bu davaya, Allahın sevgilisine ve onun dinine… yalınayak, aç, susuz ve çol sıcağında… O’nun serinliğine koşmuştuk, çarpan yüreklerimizle. Ve … söz vermiştik annemizi, babamızı, canımızı, malımızı feda ederek…
Şimdi… Bizde kalan salt anlamda bir güçmü yoksa?
Bu hicretle beraberliği, birliği, “biz” demeyi oğrendik. Çünkü biliyorduk kendimiz için yaşadığımızda hayatın çok kısa ve dünyanın bizim gelişimizle başlayıp biz ölünce biteceğini…Fakat başkaları için ve idealimiz için yaşadığımızda hayatın uzun ve geniş olduğunu, insanlık ile başlayıp bizden sonra da devam edeceğini gördük.
Yaptığımız hicretle (!) en güzel makamlar, mevkiler bizim oldu ama ne yazık ki hayatımız boyunca insan olmanın yüceliğini asla aşamayacağız.
Aslında hepimiz birer sultanız ama İslamın bize bahsettiği, Allah resülünün başımıza taktığı tacı bir nefis kuyusunda kaybettik. O tacı düşürdüğümüz kuyudan bir çıkarabilse…
Maziden örnekler göstere göstere iyilik, aksiyon en önemlisi sevgi fukarası olduk. İnsanlığımıza, müslümanlığımıza ait değerlerimizi sadece laf kalıpları haline getirdik. Halbuki bu değerlerimiz hal ve hareketlerimizde vücut bulması gereken gerçek hayat unsurları idi. En küçük esintide dahi hazan yaprakları gibi savrulacak hale geldi ağırlığımız.
Dünyaya öğrenmek, bilmek, sevmek için geldik. Ama her taraf yara, kan, gözyaşı ve feryad… Sevgiyi küçük çocukların gözbebeklerinde ölürdük.Sırrına eremediğimiz bir boşluk, hakkını veremediğimiz bir varlıkla ancak gariblikler sergileyebiliyoruz.Çaresizis, aciziz… Sadece bize emanet olan fani varlığımızın emanetçisi ve muhafızıyıs…Vucud binamızda gönüllerimiz viran! Gönlümüzü bir kuru ekmeğe çoktan kurban etmişiz.
Günümüz insanı aya çıkma başarısını gösterdi ama mehtabı kaybetti. Venüs yolundayız, ufku kaybettik. Ufkumuzu… Ulaştığı geniş ilmi ile insanların, yardımı isteyen yaralar sarması gerekirken, insanların bağrında “ atom bombası” gibi bir bomba patlattı ki, yaraları hala sarılmayı bekliyor. Silahların vahşi ve kaba sesleri arasında milyonlarca masum müslümanın feryadını bile duymaz olduk.
Yolun başında ulvi adımlarımız vardı. Sadece gül koklamak, biraz bilgi aramak için girmiştik bu bahçeye… Ama bilginin meyvesini bulunca kendisini unuttuk. Gülünde önce reçelini sonra şurubunu yaptık ve gülü koklayamadık. Gül de bizde kahrolduk.
Elektriği bulduk fakat içimizde bulunan ve büyüyen geceyi aydınlatmadı. Karanlığımızı yenemedi çünkü ışığı bulup nuru kaybettik. Şimdi çok aydınlık bir karanlık içindeyiz.
Eskiden at , deve sırtında yapmıştık fetihleri, yetmedi makınayı yaptık. Atları, develeri biz ehlileştirmiştik ama makinalar bizi vahşileştirdi.
Eskiden hayatımızda nebilerimiz, velilerimiz, cihangirlerimiz vardı. Şimdi teknisyenlerimiz, psikologlarımız, pop yıldızlarımız vs. var.
Süratımız arttı. O kadar ki cahiliyenin de gerisine gittik.Ve unuttuk sevgiyi.
Sevgi ki; paylaştıkça çoğalan,verildikçe, harcandıkça artan. Ve sevgi ancak sevgiyle ödenir. Ve sevgiyle özlemini çektiğimiz mutluluğa köprü kurabiliriz. Büyük mutasavvıf Mevlana sevgilisine gerçek sevgili olan Allah’a sevgisini sevgisi ile ödemiş ve bu ana Şeb-I Arus demiştir. Yunus Emre sırtında taşıdığı odunlarla mutluluğa sevgiyle köprü kurmuş ve Peygamberimiz (s.a.v.s.) mirac’la mutluluğu yakalarken bizim de bu mutluluğa ulaşmamız için bizleri ümmeti olarak tercih etmiştir.
Bizler İslam’ın deryasından taşıyabildiğimiz sevgilerle yolları dümdüz geçip,sarp dağlar aşıp, gönüller arasına köprü kurarak o sevgiliye (s.a.v.s.) kavuşmak, hasret duygusunu dindirmek, solmayan, kırılmayan sevgiler oluşturmak arzusundayız.
Ben beklemedim hep yağmur yağsın!
Bazen kırıklık da yeter
Zevk almazsa yağmaktan, bırakmasa da rahmetini
Bizi sırılsıklam rahmete boğan Nebimiz yeter.
Vusattan güzel ne ola ki!…
Kabeyi koruyan bu güzel fidanlığı da unutmaz….
Postime të ngjajshme
METIN IZETI: NIÇE, KULTURA DHE ARTI
February 6, 2024Dihet se Niçe kishte një arsim klasik dhe se ai ishte një dashnor i madh i kulturës greke. Tashmë në moshën 24-vjeçare, pasi ende nuk kishte përfunduar zyrtarisht studimet, u ftua të bëhej profesor i filologjisë klasike në Bazel. Ai i drejton idetë e tij të para në burimet klasik, duke marrë parasysh filozofët grekë […]
METIN IZETI: KUJTESA KOLEKTIVE SI LËVIZËSE KULTURORE
February 4, 2024Kujtimet kolektive përfshihen në metakonceptet e shkencave kulturore-sociale dhe atyre mund t’i atribuohen një sërë përkufizimesh. Njëra prej tyre është se kujtimet kolektive janë mënyrat në të cilat njerëzit ndërtojnë të kaluarën e tyre si njohuri dhe repertorë të përbashkët kulturorë (njohuri të përbashkët kulturorë) . Në aspektin teorik dhe kërkimor, duhet ditur se pjesa […]
METIN IZETI: BAJRAMI NË KULTURËN ISLAME
April 21, 2023Festat janë ditë të rëndësishme si për individët ashtu edhe për shoqërinë pasi atyre u atribuohen kuptime të veçanta që nga e kaluara e deri më sot. Në këto ditë mbahen ceremoni të veçanta në të cilat manifestohen shumë elemente të traditës së kombeve të ndryshme. Muslimanët kanë dy festa kryesore, Bajrami i Ramazanit dhe […]